"Uyaklı laf sokma" olayına değineceğim. Basit bir nedenim var: laf sokmak.
Fakat lütfen okumaya devam edin çünkü "laf sokma" eylemimi "uyak muyak ayağına etkiyi bedavaya getirmece" sığlığı ile yapmayacağım.
***
Bir vakit bi arkadaşım sıkça şuna benzer bir şey diyordu : "Cahillikle 'tartışmayın', kazanamazsınız. Çünkü o sizi önce kendi hizasına çeker, ardından sizi bu bilemediğiniz alanda alt eder".
Hiza miza kafa karıştırmasın, olay olabildiğince net, iki dakika kapayın gözlerinizi, illa ki bu anı yaşamışsınızdır.
Sevimli bir örnekle başlayalım:
3 yaşındaki bi velede, içinde "kırık beyaz" geçen bir cümle kurduğunuzda "beyaz kime kırılmış? Beyazı kim, niye, nasıl kırmış? Beyaz cam mı?" yollu olası sorgulama sizi sizden alır, sizi sizden soğutur: lönk diye kalırsınız. Ya da aynı velet mandalinanın portakal rengi olması hususunda aklınızı alabilir "ama o bir mandalina, niye 'portakal' rengi olsun ki" diyerek... Tartışmaya girmenizi önermem, şapa oturursunuz kuvvetle muhtemel.
Ve bununla birlikte delice bir gerçek vardır ki, çocuk aklı muhteşemdir, sarih ve sarsıcıdır! Tabi "çocuk aklı"nın bütün bu özellikleri, o aklın sahibi gerçekten bir çocuksa geçerlidir.
Sözünü ettiğim bu akıl yürütme bir yetişkinde; özellikle yetkili, etkili, kudretli bir yetişkinde gerçekleştiğinde iki ihtimal vardır genelde:
1- Kendisi iyiniyetli bir morondur.
2- Kendisi kötüniyetli bir cahildir.
3- Kendisi bir söz yazarıdır (spesifik ihtimal+ her iki ihtimalin kesişimi)
***
Bir ara dilime pelesenk olmuş bir şarkı vardı, obsesyon halini aldı, hala bir kere aklıma gelince 2 gün kafamda dönüp duruyor: "Yaptığına şantaj denir böyle aşka montaj denir...Şantaj montaj şantaj montaj (koro)"... Hatta kendimden de bişiler ekledim, ilk iki tekrar orjinal "şantaj montaj şantaj montaj" sonraki iki tekrarı "şanti monti şanti monti" şeklinde söylüyordum.
Hadi ceylan küçük, bırak bin yerinden yamalı silikonunu yaptığı 27 evlilik ile bunların katlı ürünleri ve dahası şahsının akılalmaz trajedisi kendisinin çocuk ruhundan şuncacık götürmemiş. Anladık. Garibimin hoşuna gitmiş jelibonun j'si şekerin ş'si... Söylemiş kızcağız.... Ama be müslüman, söz yazarıyım diyorsun, bi kendine gel! Ne diyorsun?
"Türkçede 'j' harfi ile biten 14 kelimeden ikisini buldum, bulmakla kalmadım şarkı yazdım, yazmakla kalmadım nakarata koydum, daha iyisi varsa ağzıma .ıçsınlar" mesajıysa bu şarkın, çok çiğ, bilesin... Ama para sende, orası ayrı. Ama senle tartışamam, orası da ayrı... Neyini tartışacam allaşkına "ay yok, aşk da montaj olmaz azizim, bi kerede çekiliyi bunlar" mı dicem? Suyun derinsizliğini bilmeden bodoslama dalmak suretiyle burnumu kırarım, adam suyumu sıkar da gık diyemem valla. Çalıların arasında sahip olur aklıma...
Fakat sonuç ne: o uyak bi nane demese de , dilime de pelesenk olur böyle...
"Sevgiliye uyaklı laf sokma" trendini "in" eder ve dahası o trendin vazgeçilmez "şeysi" olur.
***
Bütün bunlar nerden mi aklıma geldi? Anlatayım:
Toplu taşıma ücretlerine yapılan zamlara karşı çıkanlara "Bunlar milletten yana değil ha! Bunlar illetten yana." buyurmuş başbakan.
Fesfelaket alkışlanmış akabinde fakat konumuz şakşakçılar değil, kendilerine bir başka söylenmede değinmiştik, burda lütfen uyağa dikkat edelim! İllet-Millet...
İçerik bomboş(k)sa, uyak hayat kurtarır.
Yaptığına şantaj denir böyle aşka montaj denir.
Bunlar milletten yana değil, bunlar illetten yana.
Uyak edebi yetkinlik ve yeteneğin göstergesi olabildiği kadar, içerik saçmalaştıkça bir can simidi halini alıyor.
O can simidine bir söz yazarı yapıştığında hepi topu gülmece oluyor.
O can simidine bir başbakan yapıştığında, hiç inandırıcı olmuyor.
***
Çocuk aklının çocuktaki muhteşemliğini farkedenler banka reklamlarında bir çocuğu konuşturuyor. "Herkes parasını bankaya yatırsın, banka yatırım yapsın, abim iş bulsun, topumuz mutlu olalım" diyince bi çocuk vik vik, bu akıl yürütmedeki naiflik kitleleri saracak, kitleler akın akın bankaya koşacak ki çocuk mutlu olsun! Reklam sesi çok çok 2005'li, amaç ulvi, toplum hisli, gelsin paralar hikayesi...
Neyse... Başbakan da bu yüzden reklam seslendirmiyor zaten. Yoksa parasını beğenmediğinden, ne bilim rütbesine yaraşmayacağından filan değil. O naif akıl yürütme, bir yetişkinin sesinden dinlendiğinde pek riyakar duracağından... (İşe yarasa reklamda da oynayabilir zannımca; kavgacı ve inanmış görüyorum kendisini zira...)
Başbakan tam da bu yüzden, 2005'li bi velet ayarındaki akıl yürütmelerini "uyakla laf sokarak" etkili kılmak zorunda hissediyor; "illet-millet; ha ha çaktın mı leng, benzetmeye kafiyeye bak, zehir gibiyim alimallah, bu pratik zekayla abye girerken sakız çiğner, o esnada abdyle asker pazarlığına oturur, lavaboya gidecem numarasıyla bi telefon eder fetoya günlük raporumu da veririm" alt yazısı ekranlarda akıyor...
***
A) Herkes parasını bankaya yatırsın, banka yatırım yapsın, abim iş bulsun, mutluluktan ölelim.
---(Çocuk, vik vik ötüyorsun, benim de iki tane dünya süperi yeğenim var, içim gidiyor... Abini düşünmen ciğerimi pare pare ediyor ama yanlış yoldasın diyim; abinin o bankaya 5 milyar kredi borcu var, donunuzu alacaklar! Su mu bişi sat da bi faydan dokunsun, madem hislisin...)
B) Ulan toplu taşımaya zam yapmazsak belediye zarar eder, zarar ederse belediye işçi çıkarır, işçi işsiz kalınca aç da kalır, millet değil illet senin olayın!
---(Hısma akrabaya, eşe dosta, toruna torbaya üç kuruşa otu boku ihale etmelerin, belediyelerin kasasına ne hacimde adılazımgelmezler geçirdiği konusuna hiç girmeyeceğim çünkü biliyorum ki mandalina niye portakal rengi olsun ki den başlayacak illete-millete bağlayacaksın. Mal gibi kalacam. Tartışamam ben senle, ucuz numaralar ama kendi çapında zehir zembereksin maşallah. Bence reklam piyasasına dal, bol ekmek var, diyim.)
C) Yaptığına şantaj denir böyle aşka montaj denir.
--- (evet, valla öyle, hayat işte, şudur budur, haklısın valla.)
***
Tartışmıyorum, Sonuçları açıklıyorum:
Bence (A) çocuk.
(C) sözyazarı.
(B) de iyiniyetli değil...
***
Uydu mu?
Mart 20, 2010
Mart 17, 2010
"Erken Kaybedenler"
Herkes yazarların harika ötesi bir hayatı var sanmakta zannımca...
"Herkes" biraz fazla oldu, "kitap okuyan herkes" demeliydim. Zira okumayan kişinin "yazar bir kimdir, ne yemekte ne içmektedir, hayatı ne biçimdir" sorgulamasına gelene kadar "yazmak bir nedir: tanım ve amaçlar" hadisesini kavramak konusunda en az 3 yıllık bi eğitime ihtiyacı olmalı. Gerçi şimdi hızlandırılmış kurslar filan var, bu teknolojiyle 2 ayda halledilebilir, umutsuzluğa kapılmamalı...
Konuyu dağıttım yine, benimki de böyle bi bünye. Diyeceğim o ki, entelektüel bir çevrem var allah için: okuyan, yazan, çizen ve hatta film kritiği yapacak, müzikal polemiklere girecek, ayar verecek bi çevrem var. Elde değil, bu tiplerle anlaşabiliyorum, n'apim! İşte bunlar ("kitap okuyan herkes" kategorisinin alt kümesi oluyor bunlar. Kümesteler yani, tavuk bunlar, he he) anlar ne dediğimi ve herhalde hepsi yazarların hayatına özenir.
Benim de herdaim bu "nefis hayat bea, bi bok da yazmıyo aslında ha ben sana diyim, ben alasını yazarım da işte..." yollu iç geçirmelerim, dışa vurumlarım olmuştur, eminim ki daha da olacaktır.
Bu mevzuda adlı adınca kıskancım. Bi gece Alinin ağzında bi kız bulayım "aa kız ağzının içine düşmüş he he" der gülerim yeminlen; ama bu yazarlar hadisesinde hassas, hassas olduğu kadar güzel, güzel olduğu kadar da cüretkar bir tutum sergiliyorum. Kıskanç olduğum kadar da Nuri Alço'yum, Kenan Kalav'ım vs... Açığım yani...Saklamanın lüzumu yok; az sonra anlatacağım zaten. Durum bu.
***
Polisiyeseverim. Bu tanımlama TDK da mevcut mu bilemeyeceğim ama hayatta mevcut. Bir iki çok sevgili arkadaşım var, onlar da öyleler ve biz birbirimizi hep "ya onu bırak da o da polisiyesever, bunu da göz önünde bulundurmak lazım" duygusuyla kayırırız.
Yalçın Küçük, vaktiyle, Türkiye'deki teorik üretimin zayıflığına (elbette onlarca farklı tez eşliğinde) delalet saymış Türkiye'deki polisiye edebiyat fakirliğini. Çünkü polisiye demek analitik düşünme, insan anatomisi ölçüsünde bir sebep-sonuç bağlamı, dehşetengiz bir kurgu demek...
Yalçın Küçük'e saygım hörmetim sonsuz ama bu konudaki değerlendirmelerinin doğruluk payı çok canımı sıkmış olmalı ki, bir polisiyesever olarak "ya bizden de çıkar bişiler hocam ya, umudu da kesmeyelim" şekilli bir ayrı merak uyandı bende. Hastalığın kendisi değil, semptomu canımı sıkmış demek ki, hani sanki Türkiye'de iyi polisiye yazılıyor olsa tarihsel bir üretim çıkmazından kurtulacağız! İyi polisiye yazılsa eşsiz bir teorik üretim merkezi olacağız, bırak memleketi dünyayı birbirine katacağız... Olmaz tabii de, bende öyle bi duygu oluştu.
Tabi o duyguyla birlikte, bir araştırma merakı...
"İyi bir polisiyeci bulsam bu toprakları kurtarcaz olum" hissiyatı beni belirlemedi desem yalan.
"Memeleketin ağzına .ıçtılar çünkü iyi polisiyeci yok" desem hepten yalan...
Çünkü var.
***
Emrah Serbes*.
Yukarıda ifade etmeye çalıştığım iki duygunun kesişim kümesi.
O da kümeste, belli ki okuyor.
Ve yazıyor...
***
Kıskançlık şurdan:
Adam 1980 doğumlu....
Benden 2 yıl fazladır yaşamışlığı...
Okumuşluğu...
Ohhhh, son kitabının baskısı tükenmiş, ceviz çalışma masasında yanında (ekonomik duruma göre değişir), koca bi şişe "marmara34", yaz babam yaz... Yat, kalk, izle, oku, seviş, hatırla, düşle, gözle, anla, anlama...
Yaz sonra, karnını doyur ayrıca bu eylem vasıtasıyla... Ne kebap! Ara ara imza günü, okur sohbeti derken ego da binbeşyüzseksendokuz. Daha ne olsun!
***
Kendini var ettiği için o işi seçmiş insan kaç tanedir?
O işi bulduğu için kendini orada var etmeye çalışan insanın mutsuzluk hikayesi kaç milyardır?
Gel de kıskanma!
***
"Hepi topu 2 yaş büyük benden beyimiz" dediydim zamanında ve zaman zaman hala kendimi iyi hissetmek için demekteyim...
4 yıl önce "hepi topu 2 yaş büyük benden deyyus" dediydim, 3. kitabı çıktı.
4 yıl önce "hepi topu benden 2 yaş büyük"tü ve fakat şimdiki benden 2 yaş genç...
***
Marmara34 mü içer yazarken bilemeyeceğim.
Yazarken ne içtiğin yazdıklarının kıymetini belirler mi onu hiç bilemeeceğim.
Ama okumak lazım.
Polisiyesevmez olsanız da, şimdilerde baskısı tükendiğinden bi yerlerde bulamayacağınız "Erken Kaybedenler"i okumanız lazım. Polisiye değil, temin ederim.
***
İşbu söylenmeyi okuduktan sonra da en zahmetsizinden bi yorum yapıverin dibine; deyin ki "bi bok da yazmıyo aslında ha ben sana diyim, sen alasını yazarısın da işte..."
* burda da yazmakta zat.
"Herkes" biraz fazla oldu, "kitap okuyan herkes" demeliydim. Zira okumayan kişinin "yazar bir kimdir, ne yemekte ne içmektedir, hayatı ne biçimdir" sorgulamasına gelene kadar "yazmak bir nedir: tanım ve amaçlar" hadisesini kavramak konusunda en az 3 yıllık bi eğitime ihtiyacı olmalı. Gerçi şimdi hızlandırılmış kurslar filan var, bu teknolojiyle 2 ayda halledilebilir, umutsuzluğa kapılmamalı...
Konuyu dağıttım yine, benimki de böyle bi bünye. Diyeceğim o ki, entelektüel bir çevrem var allah için: okuyan, yazan, çizen ve hatta film kritiği yapacak, müzikal polemiklere girecek, ayar verecek bi çevrem var. Elde değil, bu tiplerle anlaşabiliyorum, n'apim! İşte bunlar ("kitap okuyan herkes" kategorisinin alt kümesi oluyor bunlar. Kümesteler yani, tavuk bunlar, he he) anlar ne dediğimi ve herhalde hepsi yazarların hayatına özenir.
Benim de herdaim bu "nefis hayat bea, bi bok da yazmıyo aslında ha ben sana diyim, ben alasını yazarım da işte..." yollu iç geçirmelerim, dışa vurumlarım olmuştur, eminim ki daha da olacaktır.
Bu mevzuda adlı adınca kıskancım. Bi gece Alinin ağzında bi kız bulayım "aa kız ağzının içine düşmüş he he" der gülerim yeminlen; ama bu yazarlar hadisesinde hassas, hassas olduğu kadar güzel, güzel olduğu kadar da cüretkar bir tutum sergiliyorum. Kıskanç olduğum kadar da Nuri Alço'yum, Kenan Kalav'ım vs... Açığım yani...Saklamanın lüzumu yok; az sonra anlatacağım zaten. Durum bu.
***
Polisiyeseverim. Bu tanımlama TDK da mevcut mu bilemeyeceğim ama hayatta mevcut. Bir iki çok sevgili arkadaşım var, onlar da öyleler ve biz birbirimizi hep "ya onu bırak da o da polisiyesever, bunu da göz önünde bulundurmak lazım" duygusuyla kayırırız.
Yalçın Küçük, vaktiyle, Türkiye'deki teorik üretimin zayıflığına (elbette onlarca farklı tez eşliğinde) delalet saymış Türkiye'deki polisiye edebiyat fakirliğini. Çünkü polisiye demek analitik düşünme, insan anatomisi ölçüsünde bir sebep-sonuç bağlamı, dehşetengiz bir kurgu demek...
Yalçın Küçük'e saygım hörmetim sonsuz ama bu konudaki değerlendirmelerinin doğruluk payı çok canımı sıkmış olmalı ki, bir polisiyesever olarak "ya bizden de çıkar bişiler hocam ya, umudu da kesmeyelim" şekilli bir ayrı merak uyandı bende. Hastalığın kendisi değil, semptomu canımı sıkmış demek ki, hani sanki Türkiye'de iyi polisiye yazılıyor olsa tarihsel bir üretim çıkmazından kurtulacağız! İyi polisiye yazılsa eşsiz bir teorik üretim merkezi olacağız, bırak memleketi dünyayı birbirine katacağız... Olmaz tabii de, bende öyle bi duygu oluştu.
Tabi o duyguyla birlikte, bir araştırma merakı...
"İyi bir polisiyeci bulsam bu toprakları kurtarcaz olum" hissiyatı beni belirlemedi desem yalan.
"Memeleketin ağzına .ıçtılar çünkü iyi polisiyeci yok" desem hepten yalan...
Çünkü var.
***
Emrah Serbes*.
Yukarıda ifade etmeye çalıştığım iki duygunun kesişim kümesi.
O da kümeste, belli ki okuyor.
Ve yazıyor...
***
Kıskançlık şurdan:
Adam 1980 doğumlu....
Benden 2 yıl fazladır yaşamışlığı...
Okumuşluğu...
Ohhhh, son kitabının baskısı tükenmiş, ceviz çalışma masasında yanında (ekonomik duruma göre değişir), koca bi şişe "marmara34", yaz babam yaz... Yat, kalk, izle, oku, seviş, hatırla, düşle, gözle, anla, anlama...
Yaz sonra, karnını doyur ayrıca bu eylem vasıtasıyla... Ne kebap! Ara ara imza günü, okur sohbeti derken ego da binbeşyüzseksendokuz. Daha ne olsun!
***
Kendini var ettiği için o işi seçmiş insan kaç tanedir?
O işi bulduğu için kendini orada var etmeye çalışan insanın mutsuzluk hikayesi kaç milyardır?
Gel de kıskanma!
***
"Hepi topu 2 yaş büyük benden beyimiz" dediydim zamanında ve zaman zaman hala kendimi iyi hissetmek için demekteyim...
4 yıl önce "hepi topu 2 yaş büyük benden deyyus" dediydim, 3. kitabı çıktı.
4 yıl önce "hepi topu benden 2 yaş büyük"tü ve fakat şimdiki benden 2 yaş genç...
***
Marmara34 mü içer yazarken bilemeyeceğim.
Yazarken ne içtiğin yazdıklarının kıymetini belirler mi onu hiç bilemeeceğim.
Ama okumak lazım.
Polisiyesevmez olsanız da, şimdilerde baskısı tükendiğinden bi yerlerde bulamayacağınız "Erken Kaybedenler"i okumanız lazım. Polisiye değil, temin ederim.
***
İşbu söylenmeyi okuduktan sonra da en zahmetsizinden bi yorum yapıverin dibine; deyin ki "bi bok da yazmıyo aslında ha ben sana diyim, sen alasını yazarısın da işte..."
* burda da yazmakta zat.
Mart 05, 2010
Hain hafta, al sana bir bomba!
"Erken çıkarım bugün" diye düşündüğüm gün, son dakika eşitliği uzatmalar derken dokuza doğru işten çıkabildim.
"Aman ne var 3 dakikalık iş" derken icra memuruyla tarifi mümkünsüz bir kavgaya girişip memuru azarlamak üzere icra müdürünü göreve davet ettim: "bir şey deyin şuna bana çok psikolojik davranıyor" dedim! Haliyle ciddiye alınmadım. 3 dakikalık iş 1 saatimi aldı. Titreme terleme cabası...
"Sakinleş, olumlu düşün" telkinlerim ilkokul çağındaki bir veledin alnıma leblebi atmasıyla bölündü. Kendini ele veren pis sırıtışıyla "abla abla çok çok özür abla çok..." demesi bende bir affedicilik yaratmadı ama dilim tutuldu, tek bi laf edemedim. Pis pis baktım.
Onla bunla konuşup tereyağından kıl çeker gibi açacağımı sandığım dava hakimi olmayan bir mahkemeye düştü. İlgili adliyede hakimi olan 8 mahkeme var; benimki hakimi izinde olan diğer 9.'ya düştü. Yardım edeceğine yeminler edenler suratıma pis pis sırıttı ve arkamdan da bolca gülmüşlerdir tahminimce.
Kendisi de bi hamster sahibi bir arkadaşımla karşılaştım adliyede aynı gün, milletin içinde hüngür hüngür ağlamaya başladım.
Adliyeden çıkmaya çalışırken nezarethaneye girdim. Çıkış katından 1 kat aşağıya inmişim, bir polis memuru "hamefendi hamfendi bi üst katt" diyerek aklımı aldı. Fakat o sayede dışarı çıkabildim.
"Ne boktan gün aliyle bişiler yapsak da bari stres atsam" diyordum ki beyzadenin başka planları varmış, eve 1'e doğru geldi.
"Bu hafta da bitecek ve haftasonu canını çıkaracağım keyfin" modundayken, haftasonu gitmeyi planladığımız mekanda yer olmadığını öğrendim.
"Midem kötü maden suyu alayım" saikiyle girdiğim süpermarketten öksürük şurubu kokulu vişneli soda almışım. Evde farkettim. Valla bir şey yapamadım, artık ne yapayım. Boynum bükük, vişneli soda içiyorum. Takatim tükendi.
Çok fazla su içtiğim ve sık idrara çıktığımın farkına vardım bu esnada, "böbrek yetmezliği de vardır bende" diye düşündüm.
Yerin yedi kat dibi haftası!
Bitemiyor hala, halen günlerden cuma ve saat hala 22.03.
"Aman ne var 3 dakikalık iş" derken icra memuruyla tarifi mümkünsüz bir kavgaya girişip memuru azarlamak üzere icra müdürünü göreve davet ettim: "bir şey deyin şuna bana çok psikolojik davranıyor" dedim! Haliyle ciddiye alınmadım. 3 dakikalık iş 1 saatimi aldı. Titreme terleme cabası...
"Sakinleş, olumlu düşün" telkinlerim ilkokul çağındaki bir veledin alnıma leblebi atmasıyla bölündü. Kendini ele veren pis sırıtışıyla "abla abla çok çok özür abla çok..." demesi bende bir affedicilik yaratmadı ama dilim tutuldu, tek bi laf edemedim. Pis pis baktım.
Onla bunla konuşup tereyağından kıl çeker gibi açacağımı sandığım dava hakimi olmayan bir mahkemeye düştü. İlgili adliyede hakimi olan 8 mahkeme var; benimki hakimi izinde olan diğer 9.'ya düştü. Yardım edeceğine yeminler edenler suratıma pis pis sırıttı ve arkamdan da bolca gülmüşlerdir tahminimce.
Kendisi de bi hamster sahibi bir arkadaşımla karşılaştım adliyede aynı gün, milletin içinde hüngür hüngür ağlamaya başladım.
Adliyeden çıkmaya çalışırken nezarethaneye girdim. Çıkış katından 1 kat aşağıya inmişim, bir polis memuru "hamefendi hamfendi bi üst katt" diyerek aklımı aldı. Fakat o sayede dışarı çıkabildim.
"Ne boktan gün aliyle bişiler yapsak da bari stres atsam" diyordum ki beyzadenin başka planları varmış, eve 1'e doğru geldi.
"Bu hafta da bitecek ve haftasonu canını çıkaracağım keyfin" modundayken, haftasonu gitmeyi planladığımız mekanda yer olmadığını öğrendim.
"Midem kötü maden suyu alayım" saikiyle girdiğim süpermarketten öksürük şurubu kokulu vişneli soda almışım. Evde farkettim. Valla bir şey yapamadım, artık ne yapayım. Boynum bükük, vişneli soda içiyorum. Takatim tükendi.
Çok fazla su içtiğim ve sık idrara çıktığımın farkına vardım bu esnada, "böbrek yetmezliği de vardır bende" diye düşündüm.
Yerin yedi kat dibi haftası!
Bitemiyor hala, halen günlerden cuma ve saat hala 22.03.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)