Kasım 13, 2012

Kopuşma.

"Benim seni sevmem kolay da senin birini sevmen çok zor" demiştin. Bir cevabım vardı fakat vermemiştim. "Saçmalama" denecek kadar samimi değildik henüz ve ben saçmalayan birine bunu kibarca ifade etmenin yolunu bilmiyordum. Susmuştum. Vay canına, gram kabalık için tonla uzaktık ve ben seni seviyordum.
Sonra seni haksız çıkardım ve amacım bu bile değilken ikiyle çarptım. Seni sevdim. Sonra tuttum başka birini sevdim. Al sana çarpan etkisi... Sonra hiç de nazik olmayan bir biçimde seni terk ettim. Nezaket kurallarını esgeçecek kadar samimiydik ve biraz kabalık için yeterince yakın... Ayrıca gerçek şu ki, terk etmek nazikçe yapıldığında da terk edilmek dışında bir sonuç doğurmaz. Terkedileninse kabalığa üzülecek hali kalmaz. Bu yüzden bu işin kaba olmayan usulleri üzerine hiç düşünmedim. Kırılmış olmalısın ve bu konuda üzgün değilim. Hayattaki en esaslı işbölümü olmalı bu: Aslında herkes sadece kendi kırgınlıklarına üzülür. Ve bence bu çok adil çünkü herkesin başına en az bir kere gelir. Misal ben. Çok kırılmıştım ve buna üzülürken bir tek ben vardım. Muhtemelen sen de kırdın birilerini ve tek başlarına inlediler. Farklı insanlarla denkleştiriliyor aşkta adalet.
Neyse... Birini sevmemin bu kadar kolay olacağını ben bile tahmin etmezdim. Kendime, kendimden beklemediğim hareketler çekecek kadar gençtim. Çekinmeden çektim, kolayca sevdim. Ha bi de çokça...
Şimdi genç sayılmam. Bunun konuyla esaslı bir ilgisi olduğu belli fakat bu konuda konuşmak istemiyorum. "Genç sayılmamak"ta konuşmak istemediğim bir sürü şey var ve bunun artık genç sayılmamamla ilgisi yok. "Yaşlılık"ta, konuşmak isteyeceğimi bildiğim bir dünya şey var ki bunun yaşlılık halinin net ve muayyen oluşuyla ilgisi çok.
Ortalar ve ortalamalardan, hakkında konuşamayacak kadar midem bulanıyor. Ve geçiş dönemleri beni çileden çıkartıyor. Geçmesin; zıplasın, kırılsın, kopsun istiyorum. İstikrar dedikleri, bu kişiliksiz rutinde tanımlı çünkü. İstikrardan hazetmiyorum; kafamı karıştırıyor. İki kolunuzu tutuyor ve sizi adi bir suçlu gibi vasıfsız bir ortalamaya kelepçeliyor. Mıhlanıyorsunuz ve sadece mıhlanmış oluyorsunuz. Siz duruyorsunuz, sağınızdan solunuzdan hayat geçiyor. Karışamıyor ve dokunamıyorsunuz. Hatta anlamıyorsunuz. Zamanın geçtiğini uzayan saçlarınızdan çıkarıyorsunuz.
"Kopuşlarla ve o kopuşlarda yaşadığımı hissediyorum" dedim geçen bir arkadaşa. "Biliyorum, bas bas bağırıyorsun" demedi. Anlamamış olması anlatamadığım anlamına gelebilir fakat anlatamamış olmam halimin gerçekliğini değiştirmez. Bu yüzden şu arkadaşa anlatma detayını neden verdim, bilemiyorum.
Yaşadığınızı hissetmiyorsanız, yaşadığınız anlamına gelmez çünkü yaşadığınızı bilmek en fazla hayatta kalmanıza yeter.
Kafi gelmez.
Genç bir kadındım ve o vakit de bunu biliyordum. Hatırlıyorum.
Sonra üşenmeyip, oturup düşünüyorum...
Bu işte bir zorluk var, evet.
Sevmek kolay da sevmeye devam etmekte çok zorlanıyorum. Giriyorum da geliştiremiyorum; geliştirsem de sonuçlandıramıyorum. Sonlandırıyorum. Kopuyorum, kopuşuyorum. Kopuşuyoruz kendimle malum "biz"deki ben.
Allah belamı versin ki isteyerek yapmıyorum.
Aksine; istesem de yapamıyorum...

2 yorum:

dereotu dedi ki...

çok güzel anlatmışsın ama. bu aralar çok sevdiğim şeylere çok sevdim diyorum ve sahiplerini de durumdan haberdar ediyorum. sakladığım bir linkti, açtım tekrar okudum. güzel çok.

nande dedi ki...

ne iyi ettin gadinim. zamanı koparmış sayılmaz ama zamanda bi delik açmış oldu bu dediğin.