"
...
Bir şey vardı. O an anlamıştı bunu. Yarını olmayacaktı duruma bakılırsa; bunu biliyordu ama böyle hissetmiyordu. Olmamalıydı; çünkü bu öylesine bir eğlenme akşamıydı işte ve hayatının gerçeği bu değildi. Bu da belirleyemezdi hayatını elbette.
Ama bu adamın bakışları, gözlerini ondan hiç ayırmadan, bu bakışlarda bir şey vardı ve biradan daha fazlasıydı…
Göğsünde uyuyakalmıştı gece. Sabaha doğru uyanmış ve onu kanepede bırakarak başka bir yere kıvrılmıştı.
Sabah kalktığında başı çatlayacak gibi ağrıyordu. Evden ayrılırken, bir ölü kadar sessizdi ya da öyle olduğunu sanıyordu, ona doğru baktı ve yine o bakışlarla karşılaştı. İçkinin etkisi geçmiş olmalıydı ama bakışlar… Bunlar aynıydı.
Konuştular. Beş ya da on dakika kadar kısa bir zamandı ama ne çok konuştular… Ne çok şey anlattı adam. Samimiyetle ve arada “bak bu aramızda kalsın” notu düştüğü şeylerden bile bahsetti. Kimdi kadın? Adam kimdi? Bir önemi var mıydı? Bu yakınlık nereden çıkmıştı? Zamanlar o kadar ayrıydı ki…
Sonra çıktı evden.
Bir yıl önceki gibi gülemedi, gülmek gelmedi içinden. Birkaç gün yok gibi davrandı içinde adamın düşüncesi. Sonunda görmezden gelemedi işte.
...
Sonra o adam…
O adamda bir şey vardı.
Gözü karalığına yanıt vermese de kızamayacağın bir taraf…
Bir beklentisizlik yaratıyordu duruşu, bakışları; o sabit bakışları… Ama belki de yarını düşünmeyecek kadar tatmin ediyordu bu haliyle ve yarın fikri tümüyle önemini yitiriyordu.
...
Kapısı çalınsa yeniden… Hiç beklemediği bir vakit… O sabit bakışlarla karşılaşsa bir kez daha… O serin limon kokusu girse burun deliklerine… Dokunmaya korkarak dokunsa o hünerli eller…
Bir vakit…
Bir gece…
“the sign of humanity’s burning tonight…”
Bütün bildikleri yansa hızla…
O kadar hızla yansa ki ağrı hissetmese…
... "
Ocak 09, 2011
Aralık 23, 2010
Ölünce anlatamadıkların çürür
Sözcüklerle ilgili sorun yaşayacağımı, henüz yaşamaya başlamadan evvel sezdim. Sezgilerim kuvvetlidir fakat aptallığım daha kuvvetlidir. Sezerim ama ummam. Sonra da olur işte ve ben bininci kere, ilk defa tazeliğinde kendime söverim.
Sözcüklerle ilgili bunalımı da sezdim. Benden kaynaklanmayacağını da sezdim. Anlatımın en küçük birimlerinin anlaşılmak konusunda daha da küçüleceğini önceden bildim. Bravo; sunturlu küfürler kazandım, onları da kendi kendime edecektim. Sözcükleri kendime geçirecektim. Geçiririm çünkü sezgileri iplemesem de kendi sözümü dinlerim.
Bazısı konuşamadıkça yazar, ben konuşamadıkça konuşurum. Başka şeylerden, benle ilgili olmayan şeylerden, mesela çikolatalı baklavanın acaba nasıl yapıldığından... Sonra kimi kız popolarından, benle bağını çoktan koparmış geçmiş zamanlardan... Kimin ne anladığı da önemsizdir ve bu yüzden rahattır çünkü kaygı sözcüğün katilidir. Kaygısız olunca sözcükler canlanır. Duygusuz konuşmaysa, bilirsiniz, sadece konuşmadır.
Karşıdaki katı bencillik bu yanda kaygı üretir. Kaygı her tekrarda, anlatmaya biraz daha üşendirir. Üşenince sözcükler ölür. Ölünce anlatamadıkların çürür, çünkü ölüler genelde gömülür.
Sözcüklerle ilgili bunalımı da sezdim. Benden kaynaklanmayacağını da sezdim. Anlatımın en küçük birimlerinin anlaşılmak konusunda daha da küçüleceğini önceden bildim. Bravo; sunturlu küfürler kazandım, onları da kendi kendime edecektim. Sözcükleri kendime geçirecektim. Geçiririm çünkü sezgileri iplemesem de kendi sözümü dinlerim.
Bazısı konuşamadıkça yazar, ben konuşamadıkça konuşurum. Başka şeylerden, benle ilgili olmayan şeylerden, mesela çikolatalı baklavanın acaba nasıl yapıldığından... Sonra kimi kız popolarından, benle bağını çoktan koparmış geçmiş zamanlardan... Kimin ne anladığı da önemsizdir ve bu yüzden rahattır çünkü kaygı sözcüğün katilidir. Kaygısız olunca sözcükler canlanır. Duygusuz konuşmaysa, bilirsiniz, sadece konuşmadır.
Karşıdaki katı bencillik bu yanda kaygı üretir. Kaygı her tekrarda, anlatmaya biraz daha üşendirir. Üşenince sözcükler ölür. Ölünce anlatamadıkların çürür, çünkü ölüler genelde gömülür.
Aralık 08, 2010
Topunu kestik, geri vermedik.
Bahçemize topu kaçmıştı.
Topunu kestik biz de; biz derken yanısıra ben ve aslen bir küçük anne.
Çünkü bahçeye kaçan topları zaman zaman kesmek gerekir, sıklıkla da ibret olsun diye.
Onların topunun, tonla topu ve cobu varken, onun bebeğinin hiç oyuncağı yoktu. Çünkü henüz bedeni bir elden daha küçüktü ve bilirsiniz, elden küçük bebeklerin oyuncak tutacak elleri yoktur. Ayakları da yoktur. Koşamaz ve kaçamazlar ve fakat kaçamamalarının ayaksızlıklarıyla zerre ilgisi yoktur.
Onların topu bahçenize kaçabilirken bebeklerin onların cobundan kaçamamaları aşkınca adaletsizdir. Bir anne içinse keskin ve yıkıcı bir cinnettir. Çünkü anneler elsiz ayaksız bebeklerini ezelden beridir aşkınca severler ve bu durumda cinnet çok adildir.
Sizin güzel yarınlarınızı ekecek iki karışlık bahçenize top kaçıranların topunu bu yüzden kesmek gerekir.
Sadece ibret için değil ama, kavga etmek için de... Çünkü kazanmak için kavga etmek elzemdir.
Neyse, dediğim gibi, bahçemize kaçan topu kestik biz de; biz derken ben ve bir küçük anne...
Belki eliniz değer de...
Yani belki siz de...
Bağı bahçeyi kafalarına geçirip "haydi yallah, arsız arlanmazlar" dersiniz. Arsızın topunu kesersiniz.
Kendi ayaklarınızla bu karabasandan güneşe kaçarsınız. Kendi ayaklarınızla kendinizi ve henüz eli ayağı olmamış bebekleri hayata taşırsınız.
Yüreğimizdeki tonlarca ağırlığa karşın bizde sadece 4 ayak var: bende iki, onda iki, giden bebeğinde hiç.
Yani bu yüzden işte, hani yani belki siz de?
Topunu kestik biz de; biz derken yanısıra ben ve aslen bir küçük anne.
Çünkü bahçeye kaçan topları zaman zaman kesmek gerekir, sıklıkla da ibret olsun diye.
Onların topunun, tonla topu ve cobu varken, onun bebeğinin hiç oyuncağı yoktu. Çünkü henüz bedeni bir elden daha küçüktü ve bilirsiniz, elden küçük bebeklerin oyuncak tutacak elleri yoktur. Ayakları da yoktur. Koşamaz ve kaçamazlar ve fakat kaçamamalarının ayaksızlıklarıyla zerre ilgisi yoktur.
Onların topu bahçenize kaçabilirken bebeklerin onların cobundan kaçamamaları aşkınca adaletsizdir. Bir anne içinse keskin ve yıkıcı bir cinnettir. Çünkü anneler elsiz ayaksız bebeklerini ezelden beridir aşkınca severler ve bu durumda cinnet çok adildir.
Sizin güzel yarınlarınızı ekecek iki karışlık bahçenize top kaçıranların topunu bu yüzden kesmek gerekir.
Sadece ibret için değil ama, kavga etmek için de... Çünkü kazanmak için kavga etmek elzemdir.
Neyse, dediğim gibi, bahçemize kaçan topu kestik biz de; biz derken ben ve bir küçük anne...
Belki eliniz değer de...
Yani belki siz de...
Bağı bahçeyi kafalarına geçirip "haydi yallah, arsız arlanmazlar" dersiniz. Arsızın topunu kesersiniz.
Kendi ayaklarınızla bu karabasandan güneşe kaçarsınız. Kendi ayaklarınızla kendinizi ve henüz eli ayağı olmamış bebekleri hayata taşırsınız.
Yüreğimizdeki tonlarca ağırlığa karşın bizde sadece 4 ayak var: bende iki, onda iki, giden bebeğinde hiç.
Yani bu yüzden işte, hani yani belki siz de?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)