Mart 17, 2010

"Erken Kaybedenler"

Herkes yazarların harika ötesi bir hayatı var sanmakta zannımca...

"Herkes" biraz fazla oldu, "kitap okuyan herkes" demeliydim. Zira okumayan kişinin "yazar bir kimdir, ne yemekte ne içmektedir, hayatı ne biçimdir" sorgulamasına gelene kadar "yazmak bir nedir: tanım ve amaçlar" hadisesini kavramak konusunda en az 3 yıllık bi eğitime ihtiyacı olmalı. Gerçi şimdi hızlandırılmış kurslar filan var, bu teknolojiyle 2 ayda halledilebilir, umutsuzluğa kapılmamalı...

Konuyu dağıttım yine, benimki de böyle bi bünye. Diyeceğim o ki, entelektüel bir çevrem var allah için: okuyan, yazan, çizen ve hatta film kritiği yapacak, müzikal polemiklere girecek, ayar verecek bi çevrem var. Elde değil, bu tiplerle anlaşabiliyorum, n'apim! İşte bunlar ("kitap okuyan herkes" kategorisinin alt kümesi oluyor bunlar. Kümesteler yani, tavuk bunlar, he he) anlar ne dediğimi ve herhalde hepsi yazarların hayatına özenir.

Benim de herdaim bu "nefis hayat bea, bi bok da yazmıyo aslında ha ben sana diyim, ben alasını yazarım da işte..." yollu iç geçirmelerim, dışa vurumlarım olmuştur, eminim ki daha da olacaktır.

Bu mevzuda adlı adınca kıskancım. Bi gece Alinin ağzında bi kız bulayım "aa kız ağzının içine düşmüş he he" der gülerim yeminlen; ama bu yazarlar hadisesinde hassas, hassas olduğu kadar güzel, güzel olduğu kadar da cüretkar bir tutum sergiliyorum. Kıskanç olduğum kadar da Nuri Alço'yum, Kenan Kalav'ım vs... Açığım yani...Saklamanın lüzumu yok; az sonra anlatacağım zaten. Durum bu.

***

Polisiyeseverim. Bu tanımlama TDK da mevcut mu bilemeyeceğim ama hayatta mevcut. Bir iki çok sevgili arkadaşım var, onlar da öyleler ve biz birbirimizi hep "ya onu bırak da o da polisiyesever, bunu da göz önünde bulundurmak lazım" duygusuyla kayırırız.

Yalçın Küçük, vaktiyle, Türkiye'deki teorik üretimin zayıflığına (elbette onlarca farklı tez eşliğinde) delalet saymış Türkiye'deki polisiye edebiyat fakirliğini. Çünkü polisiye demek analitik düşünme, insan anatomisi ölçüsünde bir sebep-sonuç bağlamı, dehşetengiz bir kurgu demek...

Yalçın Küçük'e saygım hörmetim sonsuz ama bu konudaki değerlendirmelerinin doğruluk payı çok canımı sıkmış olmalı ki, bir polisiyesever olarak "ya bizden de çıkar bişiler hocam ya, umudu da kesmeyelim" şekilli bir ayrı merak uyandı bende. Hastalığın kendisi değil, semptomu canımı sıkmış demek ki, hani sanki Türkiye'de iyi polisiye yazılıyor olsa tarihsel bir üretim çıkmazından kurtulacağız! İyi polisiye yazılsa eşsiz bir teorik üretim merkezi olacağız, bırak memleketi dünyayı birbirine katacağız... Olmaz tabii de, bende öyle bi duygu oluştu.

Tabi o duyguyla birlikte, bir araştırma merakı...

"İyi bir polisiyeci bulsam bu toprakları kurtarcaz olum" hissiyatı beni belirlemedi desem yalan.

"Memeleketin ağzına .ıçtılar çünkü iyi polisiyeci yok" desem hepten yalan...

Çünkü var.

***

Emrah Serbes*.
Yukarıda ifade etmeye çalıştığım iki duygunun  kesişim kümesi.
O da kümeste, belli ki okuyor.
Ve yazıyor...

***

Kıskançlık şurdan:

Adam 1980  doğumlu....
Benden 2 yıl fazladır yaşamışlığı...
Okumuşluğu...

Ohhhh, son kitabının baskısı tükenmiş, ceviz çalışma masasında  yanında (ekonomik duruma göre değişir), koca bi şişe "marmara34", yaz babam yaz... Yat, kalk, izle, oku, seviş, hatırla, düşle, gözle, anla, anlama...

Yaz sonra, karnını doyur ayrıca bu eylem vasıtasıyla... Ne kebap! Ara ara imza günü, okur sohbeti derken ego da binbeşyüzseksendokuz. Daha ne olsun!

***

Kendini var ettiği için o işi seçmiş insan kaç tanedir?

O işi bulduğu için kendini orada var etmeye çalışan insanın mutsuzluk hikayesi kaç milyardır?

Gel de kıskanma!

***

"Hepi topu 2 yaş büyük benden beyimiz" dediydim zamanında ve zaman zaman hala kendimi iyi hissetmek için demekteyim...

4 yıl önce "hepi topu 2 yaş büyük benden deyyus" dediydim, 3. kitabı çıktı.

4 yıl önce "hepi topu benden 2 yaş büyük"tü ve fakat şimdiki benden 2 yaş genç...

***

Marmara34 mü içer yazarken bilemeyeceğim.

Yazarken ne içtiğin yazdıklarının kıymetini belirler mi onu hiç bilemeeceğim.

Ama okumak lazım.

Polisiyesevmez olsanız da, şimdilerde baskısı tükendiğinden bi yerlerde bulamayacağınız "Erken Kaybedenler"i okumanız lazım. Polisiye değil, temin ederim.

***

İşbu söylenmeyi okuduktan sonra da en zahmetsizinden bi yorum yapıverin dibine; deyin ki "bi bok da yazmıyo aslında ha ben sana diyim, sen alasını yazarısın da işte..."




* burda da yazmakta zat.

7 yorum:

Enteldantel! dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Enteldantel! dedi ki...

Yazarken sade kahve içer genelde. Bira sever, marka ayırmaz pek. İçki ve sigara temin edebildiği sürece sıkıntısı yok. Zira parayla işi yok. Polisiyeyle çok tatlı bir gönül bağı var ama kalbiyle yazdığını söylediği kitabı Erken Kaybedenler. Kaybetmenin kitabını yazmak için genç tabi, ama yaşlı da bir yandan. Senden 2 değil 1 yaş büyük. Ve iyi biri, insan yani.

Üzgünüm, bi bok yazmıyo aslında diyemeyeceğim. Yazıyor çünkü.

Böyle.

nande dedi ki...

ben de sade kahve icerim,polisiyeyle ilişkim ballı borek, icki-sigara temini hayatimin ana ekseni, gerekirse bira sever markasina bile bosveririm.

olur mu acaba o vakit?

Enteldantel! dedi ki...

Olur mu olur. Ve hatta neden olmasın?

nande dedi ki...

yok bi kurgu hatasi var sanirim. midem delindi kahve bira sigara, bi nane oldugu yok. dahiliye servisinden bildiriyorum, dusun artik ne kadar ciddiyim.

togliatti dedi ki...

yalçın hoca'ya demek isterim ki, "bre hocam polisiye de yazıyoz ki artık, ve hatta uğur yücel abey filmini bile yaptı",,,

ohh, içime su serpildi, nihayet sebatayist komploya son verip teoriye adım atıyoruz demek ki yaw. teori çok önemli bişey, yaşam ağacı yeşil ama olsun gri de fena sayılmaz bi renk ki bence hem :)

nande dedi ki...

evet, bence yalçın küçük'e en iyilerinde bir türk polisiyesi demeti yapıp kapısına bırakalım.